Türkiye’nin en modern kentlerinden birinde yaşıyorum, İzmir’de. Bisiklet, şeytan arabası muameleri görüyor.

Bisiklet ile işe, kursa, alışverişe, sinemaya gidiyorum. Benim ‘bedava’ ve çok kişisel ulaşım aracım. Bisikletimi günlük hayatımın bir parçası olarak görüyorum. Bisikletimi arada bakıma veya tekerleğini tamire götürüyorum. Şehir içinde her zaman bisiklet ile hareket ettiğim için spor salonuna vereceğim paradan tasarruf edip bunu organik sebze ve meyveye yatırıyorum. Arada kocaman bir çikolatalı pasta yediğimde vicdanım sızlamıyor. Park yeri, trafik sigortası, yakıt parası gibi dertlerim olmadığı için kafamı daha keyifli şeylerle meşgül ediyorum. Bisikleti en çok beni ‘özgür’ kıldığı için seviyorum.
Bu şehirde benim gibi bisikletini ulaşım aracı olarak kullanan bir sürü insan var. Bunlardan bir tanesi geçtiğimiz günlerde bisikletinin ön tekerleğini İzban banliyö treni ile bir kaç durak mesafedeki işyerine götürmek üzere giriş turnikelerine geldiğinde içeri girmesine izin verilmez ve o da bu anı kısa bir video çekimi ile kaydeder. Kısa bir sürede sosyal paylaşım sitelerinde bu video benim gibi bir çok bisikletçiye ulaştı ve durumun ne kadar absürd olduğu tartışmaya başladık.
Metro ve İzban’nın bu uygulamasının ne kadar komik olduğunu göstermek amacıyla bugün (1 Aralık 2012 )toplandık ve turnikelerden tekerleğimiz ile geçmek istedik. Maalesef. Bisiklet ön tekeri parça tesirli ‘bomba’ müdahalesi gördü ve insan hayatı için tehlikeli bir cisimmiş gibi dışlandı. Bisiklet tekerleği tiksinilecek bir zehirli madde kategorisinde değerlendirildi ve ‘diğer yolculara rahatsızlık vereceği’ savunması ile içeri alınmadı. Tek bir tane terkerlek bile bugün trene binemedi.
‘Türklerin arasında bir ay bisiklete binmenin birçok insanın erken ölümüne sebep olacak derecede sıkıntıya yol açacağına kesinlikle inanıyorum’ Bu tespit 1880’li yıllarda Anadolu’yu bisiklet ile batıdan doğuya geçen Thomas Stevens tarafından yapıldı. Ne kadar acı, Türkiye’de 150 yıldır durumun hala aynı! O zamanlarda bisiklet ‘şeytan arabası’ olarak görülüyormuş. Şimdi de pek farklı değil…
Türklerle ilgili bir tespit daha yapmış Stevens ve bu da insanları arasındaki ‘sosyal ilgisizlik‘. İlgisizlik, cehaleti tetikler.
Biz bisiklet parçasını bile taşıyamazken diğer ülkelerde neler oluyor? Türkiye’yi Danimarka veya Hollanda ile karşılaştırmayacağım. Bu haksızlık olurdu…İzmir’e yerleşmeden önce Milano’da yaşıyordum. Milano’da işe gidip gelen insanların metroyu en yoğun kullandıkları saatler dışında bisiklet ücret ödemeden taşınabiliyor. Trenlerde ise ilk veya son vagonda bisiklet için ayrılmış özel alanlar var ve bu şekilde rahatlıkla uzaklara bisikletlerle ulaşmak zorun olmaktan çıkıyor.

Milano
Öğrenciliğimin bir kısmını Almanya’da geçirdim. Okula giderken tren veya metro istasyonlarının etrafındaki güvenli bisiklet park yerlerine bisikletimi bırakıp işim bittiğinde alıp eve pedallıyordum. Akşam çok geç bir saatte özellikle yağışlı zamanlarda bisikletimi metro ile taşıyordum.
Berlin
Peki, İzmir şehir tanıtım filminde kullandığı kırmızı bisikletli yaşlı amcayı ne zaman Metroya ve İzban’a almayı düşünüyor?
[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=9kvuI33Y4JQ]



Ne denir bilmiyorum, sistemin neresin den tutsan elinde kalýyor :(, selamlar.
EXPO tanıtım filminde bisikleti ana tema yapan İzmir’de metroya bisiklet ile binmek yasak. Bu nasıl bir ironi.
Selam, ironik olan asil bisikletin tekerinin bile metroya giremiyor olmasi…sevgiler
Kalemine sağlık Pınar. Sanırım bu İzban-Metro-Belediye yetkilileri bizimle anlaşılmaz bir şekilde inatlaşmaya girdi.
Sosyal demokrat bir belediyede olması işi dahada trajikomik yapıyor.Anlayamıyorum. Bu nasıl bir mantıktır.Güzel yazmışsınız. Teşekkürler. Bu yazıyı o belediye yetkililerinede göndermelisiniz.