Yolculuğa evden başlamanın tadını bisikletle uzun yol yapanlar bilir. Evden havaalanı, otogar veya tren istasyonuna nasıl gideceğim, biletimi aldığım firmayı bisikletleri taşıma konusunda nasıl ikna edeceğim, bisikletim hasar görmeden bu yolculuğun üstesinden gelebilecek mi gibi bir sürü sıkıntıyı bu sefer yaşamadık ve sabah evde kahvaltımızı yaptıktan, balkondaki bitkilerimize bir haftalık su verdikten sonra bisikletlerimize binip başladık pedal çevirmeye. 7 günlük tatil evden çıkar çıkmaz böylece başlamış oldu.
Ekim ayının son haftasında ılık sonbaharın tadını çıkarmak üzere rotamızın ilk etabını İzmir- Aydın olarak belirledik. Şehri tamamen ardımızda bırakıncaya kadar çoktan öğlen olmuştu. Öğle yemeğimizi Torbalı merkezdeki şirin parkta yaptık.
Ege’nin kimliğini en iyi koruyabilmiş kasabalarından Tire, bir zamanlar Osmanlı darphanesiymiş. National Geographic Tire’yi öyle ballandıra ballanıdıra anlatmışki rotamızı Tire’den geçirmeye karar verdik.
Tire’de akşam yemeğini Kaplan köyündeki Kaplan Dağ Restoran’da yemek gerekiyormuş. Biz de ‘peki’ dedik ve gittik. Bir de ne görelim, müşteriler günler öncesinden rezervasyon yaptırıp taa İzmir’den geliyorlamış. Nüfusunun büyük bir bölümü Girit göçmeni olan Tire’nin otlarla bezeli mutfağını merak ettiğim için sabırla bekledik. Tuzla yoğrulan ve katıksız kıymadan köfte, zeytinyağlı sebze yemekleri ve lor üzeri karadut reçeli.
Aydınoğulları döneminden kalma mesire alanında bulunan, yeşillikler içindeki Derekahve Kafetaryası’ndan geçip Topkahveye doğru devam ederek Osmanlı döneminin klasik yapılarını, görkemli konakları hayranlıkla seyrederek başlıyoruz yavaş yavaş tırmanmaya.
Tire‘den ayrılmadan su almak için durduğumuz bakkal teyze bizi görünce ‘siz paraşütçü müsünüz’ diye sordu. ‘Yok değiliz’ dedim. Bir süre sonra yolda top oynayan çocukların aralarındaki konuşmayı duyduk.Eliyle bizi gösterip ‘dağcı bunlar’ dedi birisi kendinden emin olarak. Geçide yaklaşmaya başlamıştık artık. Kestane toplayan bir amca nereye gittiğimizi sordu sonra da ‘Aydın’a yayan gidildiğini bilmiyordum’ dedi. Paolo ile birbirimize baktık ve buralardan pek bisikletçi geçmediği sonucuna vardık…
Ulaştığımız en yüksek irtifa 1054 mt. Bir süre bu yükseklikte pedal çevirdikten sonra İncirliova istikametine doğru iniş başlıyor. Tepelerin tamamı incir ağaçları ile kaplı. İkizdere baraj gölüne bakan bir tarlaya çadırımızı kurup bu tepelerin arasından sızan güneşin son ışıklarının tadını çıkardık.
Aydın’dan Köyceğiz‘e kadar olan parkuru daha önce yaptığımız için bu mesafeyi otobüsle katedip, pedal çevirmeye Köyceğiz’den devam ediyoruz. Köyceğiz Gölü tatlı su gölü ve bu göl Akdeniz’e doğal bir kanal vasıtası ile birleştiği için dünya üzerideki 7 ayaklı gölden bir tanesi. Köyceğiz’den narenciye bahçeleri arasından geçen sakin yolları kullanarak Dalyan’a ulaştık.
Dalyan‘da kaldığımız kamping kayalara kazınmış Kaunuslu’ların kral mezarlarının tam karşısında ve akşam ışıklandırmalar açıldığında kendimizi büyülenmekten alamadık. Tüm gece ve ertesi gün öğlene kadar sağanak yağış vardı. Dalyan’dan ayrıldıktan sonra hava açtı ve çam kokularını içimize çekerek Göcek‘e ulaştık.
Göcek’ten sonra Elmalı kavşağına kadar yolda yoğun bir araç trafiği var ama sonra yol sakin ve keyifli bir hal alıyor. İnip çıkarken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz ve güzeller güzeli Kaş’a ulaşıyoruz. Kaş‘ta kalınacak en güzel yerde yani Kaş Camping’e çadırımızı kurup turun son, Kasım ayının ise ilk günlerini denize girerek geçirdik.





















Ben Tire’liyim ama Tire-İncirliova yolunu yapmadığım için utandım biraz.:) Çok güzel gezmişsiniz.
Serif Abi, senin memleketinin bu kadar guzel oldugunu bilseydik, daha once giderdik. Turun en guzel etabi Tire-Incirliova oldu bizim icin. sevgiler
Pınar, bir kaç arkadaşı 2010 Mart’ında Tire ile tanıştırdığım gezi notlarını seninle paylaşmak istedim. Sevgili Murat Tırpan’ın kalemi ve fotoğraflarıyla: https://www.dropbox.com/s/nmi25cgssp50oln/Tire.doc
Demek Canli adinda bir koyden gectiniz!! Keske biz de Bayindir uzerinden gitsekmisiz, benim kizlik soyadimi tasiyan koyu gorurduk… Kaplan’a o yokus kesinlikle deger. paylasim icin tesekkurler.
nefis bir gezi, satırlar son bulduğunda, devamını aradım…… sayfayı değiştirecek bir tuşa baktım iki kez, belki görmemişimdir diye 🙁 🙂 yollarımız iyki kesişti ve en kısa zamanda birlikte pedal çevirmek üzere 🙂
Tansuncum,
bu sefer kelimesi az, gorseli cok bir paylasim oldu. Guney’i cok kez gordum ama bisiklet ile bambaska bir cografyada hissettim kendimi. Çam ve denız kokuları arasında mest olduk. sevgiler
birtek bu cümlenin (…Kasım ayının ise ilk günlerini denize girerek geçirdik.) yazilabilmesi icin bile yeter. Umarim cok güzel bir seyahat olmustur!
Reblogged this on CIVILIZATION OF TURKISCHLANDS.